Halklar Arasında Savaşa, Sınıflar Arasında Barışa Hayır!
Uzun bir tarihsel geçmişi olan Tayland ile Kamboçya arasındaki devam eden sınır anlaşmazlığı 24 temmuzdan itibaren açık bir askeri çatışma halini aldı. Her iki tarafın orduları birbirlerini top, İHA ve uçaklarla bombalıyor. Onlarca insanın yaşamını yitirdiği bu çatışma halinde sınır bölgelerindeki siviller tahliye edildi.
Çatışmaya konu olan sınır meselesinin tarihsel kökleri, Fransız sömürge imparatorluğu ile Siam krallığı arasındaki 1907 tarihli Fransız-Siam anlaşmasına dayanmaktadır. Fransız emperyalizmi Kamboçya’nın etnik çoğunluğunu oluşturan Khmer halkının nüfus dağılımı gösterdiği coğrafyayı bölmüş ve yaklaşık olarak 1.4 milyon Khmer’in yaşadığı coğrafi alan Tayland sınırları içerisinde kalmıştır. Bu anlaşma Tayland açısından Khmer toprakları üzerinde hak iddiasına vesile olmuş, daha fazla toprak işgal etmek için yolu açmıştır.
Ancak mevcut çatışmanın esas sebebi Khmer halkının ulusal sorunu ve temsiliyetinin kime ait olduğu meselesi değil, küresel kapitalist kriz ve bunun yarattığı içerideki siyasal durum ve çelişkiler olmaktadır. Bu krizin esas temeli küresel ticaret savaşları ve dolayısıyla Trump’ın toplamda Güneydoğu Asya’dan yapılan ihracatta ağır gümrük vergileri uygulama tehditlerinin yarattığı istikrarsızlık ve elbette ABD-Çin çatışma halinin periferi ülkelerdeki yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu kriz hali dolayısı ile her iki ülkenin bonapartist rejimleri şovenizmi yükselterek iktidarlarını korumaya çalışmaktadırlar.
İlginç bir biçimde “sağ” ve “sol” bonapartizmlerin çatışması dünyadaki mevcut gelişmelerin yönü hakkında da biz proleter devrimcilere bir fikir verir sanırız.
Tayland, iktidara hakim olan ve uzun bir süredir Amerikancılığın bayraktarlığını yapan ordu, sürekli darbeler ile içeriyi zapturapt altına almaya çalışmakta, Kamboçya ile sınır çatışmasını da yeni bir darbenin gerekçesi olarak kullanmaya hazırlanmaktadır.
Benzer bir durum Kamboçya için de geçerlidir. Vietnam’ın 1980’lerdeki işgali sonrası ülkenin başına getirilen Hun Sen ailesinin zayıf bir krallık rejimiyle ülkede tesis ettiği mutlak bonapartist iktidar, 1990’ların başında kapitalist pazara açılarak “zamanın ruhu”na teslim olmuş, yoğun ve ucuz emek sömürüsünü merkeze alan bir rejim haline gelmiştir. Uzun süredir iktidarın hakimi olan Hun Sen, 2023 yılında iktidarı oğlu Hun Manet’e devretmiştir.
Proleter Devrimcilerin Savaşa Karşı Tutumu Her Zaman Devrimci Yenilgiciliktir!
Emperyalizm çağının proleter devrimler çağı olduğunun bilincinde olan Bolşevik-Leninistler için yaşanan savaşlara dair temel tutum haklı ve haksız savaşlar ekseninde değerlendirilmek zorundadır. Öte yandan, taktiksel olarak dahi savaşa karşı temel tutumun eksenini proleter devrimin çıkarı belirlemek zorundadır. Bu açıdan baktığımızda sözüm ona “sosyalist” kamp içerisinde değerlendirilen Kamboçya ile soğuk savaş döneminden beri ABD emperyalizminin Güneydoğu Asya halklarının tepesine yağdırdığı bomba ve vahşetin ileri karakollarından biri olan Tayland arasındaki savaş ve çatışma durumunda proleter devrimci pozisyon iki tarafın da yenilgisini hedefleyen devrimci yenilgici bir tutum olmalıdır.
Proleter devrimciler, bu çatışma halinin yarattığı kriz ve askeri yenilgi ihtimalini proleter kitleleri harekete geçirme, gerici iktidarı yıkma ve proleter devrimci sonuçlar üretmek açısından değerlendirmelidir.
Her ne kadar ulusal bir sorun ekseniymiş gibi kullanılsa da mevcut çatışmanın Khmer halkının ulusal istemleri ile ilgisi yoktur. Bu da esasen savaşın gerici doğasına da işaret etmektedir.
Kahrolsun Gerici Savaşlar!
Asıl Düşman İçerdedir!
Tek çözüm işçi meclislerinde örgütlenmiş işçi-emekçi milislerinin savunmasındaki işçi-emekçi iktidarıdır!
Tayland’daki etnik kimliklere koşulsuz kendi kaderini tayin hakkı!