Sermaye İçin Orman Yangınları Önemsizdir, Önemli Olan Kapitalist Rantın Kendisidir!

 


“Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser” –K. Marx

 Memleketin dört bir yanında ormanlar cayır cayır yanıyor. Bir taraftan herhangi bir planlama ve programdan yoksun, kitlelerin öz inisiyatifi ile sürdürülen söndürme faaliyeti, diğer taraftan komplo teorileriyle bezeli anlatılarla beslenen ve örtülmeye çalışılan acziyet hali…

En sonda söyleyeceğimizi en başta belirtelim. Kundakçılar yakalayarak, fail bireyler yaratarak, ne kadar “kötü” ve “açgözlü” insanlara işaret etmeye çalışırlarsa çalışsınlar, asıl fail bizzat kapitalizmin kendisi, onun inşa ettiği zemin ve yaşamdır.

Yaşadığımız yüzyılda kapitalizmin artık hiçbir maskeye ihtiyaç duymaksızın gözü dönmüş bir açıklıkla talan, savaş ve saldırganlık sarmalına girip, insanlığın ve beraberinde de toptan maddi yaşamın yıkımına girişmesinin arkasındaki esas etmen, onu durduracak bir toplumsal pratiğin, ona karşı alternatif oluşturan bir karşıt varoluşun olmaması gerçekliğidir.

Özellikle SSCB ve dünyanın geri kalanındaki bürokratik işçi devletlerinin varlığı, oluşturdukları planlı ekonomi, sosyalizmi bir ideolojik silah olarak kullanmaları dolayısıyla, emperyalist-kapitalist dünya da bunun karşısında “demokrasi” ideolojisini kullanmak, “sosyal-devlet” denilen bir tür sözüm ona “insani” kapitalizm yaratmak zorunda kalmıştı. SSCB ve Doğu Avrupa’nın yokluğu, sosyalizmin de “yenilgisi” koşullarında bu ideoloji onlar için bir yük oluşturmuş, bu yükten kurtulup gözü dönmüş bir çılgınlıkla birbirleriyle “yarışmaya” başlamışlardır. 

Özellikle yeni sömürge kapitalist ülkeler geri kalmışlıklarını kapatmak için içeride azgın bir tutum ve yağmaya girişerek ileriye çıkmaya çalışmış ve çalışmaktadır.

Maden yasaları vs. tam da bu doğrultudaki adımların ülkemizdeki yansımalarıdır. Sistemli bir devlet politikası ile önce alanlar belirlenirken, sözüm ona takdir-i ilahi ya da birkaç kendini bilmez sabotajcı eliyle bu alanlardaki canlı yaşamın yok edilmesi sağlanıp yeni rant alanlarının açılması sağlanmaktadır. 

Öyle bir konsensüstür ki bu, egemen ya da muhalif bütün burjuva partileri tali meseleler üzerinden bir didişme görüntüsü yaratarak meselenin özünü perdelemektedirler. 

Planlı bir ekonomi, insanı ve yaşamı merkezine alan merkezi bir planlamanın alternatif olarak yokluğu, bunu meydana getiren “sosyalizmin” yenilgisi koşullarında kitlelerin karşısında mevcut olanın kadir-i mutlaklığı dayatılmış oluyor. 

Ne yazık ki, sermayenin terk ettiği demokrasi ideolojisi ipine sözüm ona sosyalizm adına konuşanların sıkı sıkıya tutunduğu ve sarıldığı koşullarda kitlelerin alternatifsizliği de anlaşılır olmaktadır. 

Gelinen noktada komünistler açısından mücadele ekseni hiç bu kadar net ve yanılsamalara mahal vermeyecek berraklıkta karşımıza çıkmamıştır: Ya kapitalist barbarlık ya komünizm!

Kapitalizm tüm yaşamın yok edildiği, rant uğruna dünyanın yıkımın eşiğine getirildiği, soygun, savaş, açlık ve yok oluş düzenidir. 

Kuşların, hayvanların, bitkilerin, ağaçların ve bir bütün olarak yaşamın kendisinin kurtuluşunun yolu da komünist bir dünyadır! 

Yıkımın ve yangının kaynağı kapitalizmdir. Kapitalizmi yıkın!

Komünist Bir Dünya Kuracağız!

 

Daha yeni Daha eski